Çerkeslerde İnanç ve hoşgörü / 13.07.2009

İyi ve üstün insan olma gibi, semavi dinlerin peygamberler aracılığıyla öğütlediği güzel ahlakı yaşayan ve yaşatan Çerkeslerde, Allah inancı da kendine has yüksekliğini ortaya koyar…
 
Çerkes dilinde Tanrı olarak ifade edilen “Thaşho” Allah anlamında kullanılan tek kelimedir ve soyut, görünmez tanrı varlığını ifade eder. Ayrıca Tha kelimesi, çeşitli tanrı isimlerinin başlarına veya sonlarına eklenen bir sözcüktür. Buradaki Tha’lardan kasıt, Tanrının gücünün yansıması anlamında bazı doğa olayları, doğa varlıkları ve soyut kavramlardır. Kutsal sayılan doğa olayları ve doğa varlıklarının en önemlileri güneş, ay, yıldırım, ateş, su, rüzgâr, ırmak ve özellikle ormanlardır. Çerkesler, Basklar, Keltler ve İskitler gibi, en derin duygularını ormanlarda, asırlık ağaçlarda bulurlardı. Ormanlar Çerkeslerin mabedi, sığınağı ve toplantı yerleri olduğu kadar: savaş ve barış alanı, sevgi yuvası, hayal ve hatıra yeriydi. Ağaç dallarının uğultusu, yaprak sesleri müziklerinin esin kaynağıydı. Soyut kavramlar ise aşk, güzellik ve bereketten oluşuyordu.
Dualar, Tanrıya dans ve müzik eşliğinde yalvarış ve güzel söz söyleme biçiminde gerçekleşiyordu. Bu ayinler; teatral unsurlar ve koreografik motiflerle süsleniyordu.
Çerkesler ruhun ölümsüzlüğüne inandıklarından ‘Hadrikhe’ (öbür dünya) dedikleri bir ölüler âleminin varlığına inanır, buranın korkulacak bir yer olmadığını, oraya gidip dönmenin olası olduğunu kabul ederlerdi.
 
Çerkesler, iyilik ve güzelliğin doğu ve güneyden; kötülüğün ise kuzey ve batıdan geldiğine inanırlardı. Burada açık olarak doğa kanunlarının insanlar üzerinde olan etkilerini görebiliyoruz. Doğudan insanlara ve doğaya yaşam veren güneş, Güneyden canlılara yaşam veren serinlik ve yağmur, Kuzeyden ise soğuk, kar ve fırtına gelirken; canlılara yaşam veren güneş Batıda kaybolarak yeryüzünü karanlıklara bırakıyordu.
 Polonyalı bir Albay olan Theophil (Teofil) Lapinski, 1858 yazında Çerkeslerin dinsel adetleriyle ilgili törenlerinden birini şöyle anlatmaktadır : “Bir sabah, sakalları kar beyazı, atları gümüş eyerli altı yaşlı Çerkes, beni geleneksel ibadet törenlerine davet ediyorlardı.
 Ben de bu törende bulunmayı çok istiyordum. Gelen yüzden fazla atlı bir grupla birlikte tören alanına gittim. Burası çam ve meşe ağaçlarıyla kaplı büyük kutsal ormanın ortasındaki gizemli bir alandı. Olaylar şöyle devam etti: Çok büyük, yüzyıllık meşe ağaçları bir daire oluşturmuş, onların koyu gölgeleri taştan yapılma bir sunağa vuruyordu. Sunağın taş yüzeyinin üstünde ekmek, buğday ve mısır unundan yapılmış kekler, bal ve tereyağı bulunan çanaklar, süt ve içki dolu kaplar vardı. Büyük taş masanın tam karşısında, uzun boylu, oldukça dinç, güzel gümüşi sakallı, başı açık yaşlı bir adam duruyordu. Onun iki yanında birer delikanlı yer almıştı. Kalpaklarını koltuklarının altına sıkıştırmış olan erkekler de büyük taş masanın etrafında yarım ay şeklinde geniş bir halka oluşturuyorlardı. Onların biraz gerisinde çok sayıda kadın ve kızdan oluşan bir grup yer almıştı. Taş masadan yüz adım kadar ötede yine yarım ay şeklinde otuz civarında büyük ateşler yanıyordu. Ateşlerin üzerine asılmış olan devasa şewonlerde sular kaynıyordu. Uzun boylu adam taş masanın önünde durmadan dua ediyor, dudakları oynuyor, ellerini bazen yukarıya kaldırıyor, bazen göğsünün üstüne indiriyordu. Bu hareketi öbür erkekler de tekrarlıyorlardı.”  
Çerkes dilinde konuşulan her şeyi anlayabilen Lapinski duanın sözlerini anlayabilmek için kalabalığa olabildiğince yaklaşmış ve “Güzel Tanrı, biz zavallılar sana dua ediyoruz” anlamına gelen "Tha dakhe, Te Thamışç'ekher tıqıwelheuı” sözlerini saptamış. Toplantıya katılan tüm erkeklerin derin, iniltili, kadınların ise uzatılmış ağlamaklı sesleriyle tekrarladıkları bu sözler dua boyunca devam etmişti. Törene katılanların onbeş dakika kadar yaşlı adamın dualarını tekrarlayıp koro halinde söylemelerinden sonra ortalık biraz durulmuş. Yaşlı adam kalpağını giyince bunu öteki erkekler de izlemişlerdi.
Daha sonra töreni yöneten ihtiyar, sağındaki çocuğa yönelip tuttuğu tahtanın üzerinde duran bıçaklardan birini alarak Lapinski’ye doğru dönüp yaklaşması için işaret etmiş ve bıçağı Lapinski’ye uzatmış. Lapinski de bıçağı yanındakine vermiş. Bıçak bu şekilde hızla elden ele dolaştıktan ve ona tüm erkekler dokunduktan sonra yaşlı adama geri gelmişti. Yaşlı adam solunda duran çocuğun elinden bir çanak alarak kurbanlık hayvanları kendisine getirmelerini işaret etmiş, kurbanları kesmiş, kurban kanıyla doldurulmuş olan çanak, taş masanın üzerine konulmuş, az sonra erkekler de silahlarının üzerine birer damla kan damlatmışlar ve böylece törenin birinci bölümü sona ermişti.
Lapinski’ye göre bundan sonraki bölüm evli kimselerin ibadetiymiş. Yaşlı adam birkaç adım ötede ayakta duruyor, erkeklerle kadınlar değişik dilek ve dertlerini onun aracılığıyla Tha’ya iletebilmek için birbiri ardınca geliyorlarmış. Birisinin çocuğu hastaymış, ikincisi ürününü kaybetmiş, diğerinin hayvanları ölmüş. Bir diğerinin kardeşi Rusların elinde tutsak, bir başkasının karısı kısırmış. Bir diğer kadın ise hep kız doğuruyor, hiç oğlu olmuyormuş.
 
Yaşlı adam herkesin bu ve buna benzer dileklerini büyük bir ciddiyetle dinliyor, sonra taş masaya gidip, kalpağını koltuğunun altına sıkıştırıp bir şeyler okuyormuş. Ardından sırası geleni dinlemek için yeniden eski yerine dönüyormuş. İnanç sahiplerinden biri, belli ki kızgın ve isyankârca, "Ne yapıyor o, büyük Tha" ? Diye yüksek sesle ve şimşek şimşek çakan gözlerle bağırmış. "Ona karşı yapmam gereken görevlerde hep ilk sıradayım. En güzel hayvanlarımdan, en iyi balımdan fedakârlık ediyorum. Annem iki yıldır yatalak. Ne yaşayabiliyor ne ölebiliyor. Eğer Tha hiç kimse ile ilgilenmezse ne olur sonra! Herkes onu terk eder ve Muhammed'e gider” Bu tehdit yaşlı adamın hiç hoşuna gitmemiş, şikâyetçiye sert bir şekilde çıkışarak büyük Tha’yı Muhammed’e karşı savunmuştu.”
 
Burada bir değerlendirme yapmak gerekirse Çerkesler tören esnasında hem yeni dinlerinin ritüeline uygun olarak ellerini havaya kaldırıp dua ediyorlar, hem de ellerini göğüslerine götürüp eski dinleri olan Hıristiyanlık ritüelini sürdürüyorlardı.
 

Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayınız...

Bu Makale 4676 Kez Okundu.

"Çerkeslerde İnanç ve hoşgörü " Başlıklı Makale İçin Yorumlar
    Bu Haber İçin Kayıtlı Yorum Bulunamadı!